2 tarihini kalma

güzellik kavramının varlığı

2020.08.23 16:39 alwaysiesta güzellik kavramının varlığı

güzellik kavramının varlığı
değerli anonlar insanlığın varlığından beri günümüze kadar kısa bir analiz yaptığımda ilk çağlarda en önemli şey ateş, su, yiyecek ve barınma gibi çok önemli ihtiyaçlar olmuştur kimse kimsenin
bu görselde görünen şahısın jewline, hunter eye area, hairline vsvs özelliklerine bakmıyordu
https://preview.redd.it/l836ydqcgri51.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=0b3dfb342642821b7ef9ac96b4c389ff473e4b00
güçlü olmak veya iri olmak haricinde üst kısımda söylediğim şeyler kesinlikle diğer genlere veya düşünce yapısına işlemeyecek şeyler olarak devam etti


https://preview.redd.it/sgtso2xugri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=4917c12b429e205f2d734b09510ebb6a1903d2b9
1700 lü yıllara ait bir kaç erkek figürü resmedilmiş tamamen normal görünen günümüz durumunda ön plana çıkan hiçbir özellik görülmüyor (böyle düşünme sebebim günümüz dayatılması)


https://preview.redd.it/y4lon7y1hri51.jpg?width=520&format=pjpg&auto=webp&s=2e734ad0607b4d1a02c08d2e2fec96d7fe7e17b3
standart bir kadın çizimi yıl 1800 ya da o civarlar olabilir

https://preview.redd.it/bez59e06hri51.jpg?width=996&format=pjpg&auto=webp&s=f5b0f17a52f0a87703d8d8ee54bf6dd5f77c349f
ama günümüze geldiğimiz zaman tek söylenebilecek elde tutulan argüman şu olmalı ki ilk çağdan günümüze gelebilecek kalıntılar kişinin güçlü olması, yapılı olması, boyun uzun olması gibi faktörler ve 1500 den itibaren günümüze kişinin çok büyük bir devrim niteliğinde iş yapması kadın için çok çekici kılabilir ama yukarıda görüldüğü üzere 2000 ve sonrası için yahudinin dünyaya empoze ettiği kavramlar aynen şöyle oldu


https://preview.redd.it/xoverukphri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=3acd39d32f83e82040e60e096bb42bf37702cde0
o eski çağlardan günümüze gelmesi gerekli olan beyin düşüncemiz iri yapılı olmak, güçlü olmak, uzun olmak 0 landı solda ki gibi sıska olmak ama tamamen yüz hatlarının çok iyi olması neredeyse binlerce yıllık aklımızda olması gereken güç kavramını yok etti

https://preview.redd.it/3xjzrg81iri51.png?width=883&format=png&auto=webp&s=22c0189305baff2100fe5d892651b77dcb1ae4ab
keskin bir eye area demek kadınların resmen önünüzde eğilip size tapmasına sebep olacak düşünceleri insanlara aşıladılar, sağ tarafta ki gibiysen bir hiçsin.

https://preview.redd.it/v5zt3a08iri51.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=88a4f6080d4f1aaf2057558c140b2d6bffd11e95
o eski çağlardan binli, bin beş yüzlü yıllarda jawline, eye area ne kadar önemli olabilirdi ki 1.67 timur 1.62 napolyon, 1.52 büyük iskender bunları çok iyi olduğu için mi saygı duyuluyordu tabii ki hayır.


https://preview.redd.it/7saqrjbliri51.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=51b2a15398498e3e534cae6fcc04ba5f4dd990e8
artık kadınlar böyle, güzellik kavramı bu şekilde görülüyor tumblr, instagram vsvs çok beğenilmek estetikli burun, piercing, dudak ve göz boyalı sırf marka kıyafetler bunlar harici olan kızlar bile 5/10 altı erkeğe bakmaz

https://preview.redd.it/59xts2sdjri51.jpg?width=398&format=pjpg&auto=webp&s=8df40ea3ff3cf5923b52bd17c39fd9a54ca7d5dd
evet bu adam kesinlikle dünya tarihini baştan yaratmış biridir, çok büyük düşünürdür ya da, insanlara yol gösterme konusunda bir dehadır eski çağdan kalma güzellik algısı için belkide vucudu çok iyidir, boyu çok uzundur, savaşlar yönetmiş, tablolar çizmiştir ama hayır bu adam bunların hiçbirini yapmadı sadece annesinin karnında çene kemiği önde burnu iyi saçı iyi genlere sahip olarak çıkmış ve 20 sene sonra bütün kızların yahudinin oyunu ile vajinalarını sulandıran bir kişiliğe bürünmüş ve tipi sayesinde her yerde saygınlık görüp para kazanmıştır.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.04.17 03:24 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4
https://preview.redd.it/544rab0ez9t41.png?width=976&format=png&auto=webp&s=341c1b91623d420c7739b60d9c835f89a67a33c7
Sosyalizm İçin
2
Sosyalizm, bir ideal uğruna yeni bir şeyler yaratmak için bir araya gelmiş kişilerin irade eğilimidir.
O halde eski sistemin ne olduğunu ve çağımızda eski gerçekliğin neye benzediğini görelim. Çağımızdan şimdiden, birkaç yıl ya da birkaç on yıl gibi sınırlı anlamıyla değil, en az son dört yüzyıl olarak bizim zamanımız kastedilmektedir.
Bunu akıllarımıza sokalım ve burada baştan belirtelim ki: sosyalizm geniş kapsamlı sonuçları olan büyük bir gayedir. Sosyalizm, insanların gerileyen ailelerini tomurcuk veren bir kültürün zirvesine, ruha ve dolayısıyla da birliğe ve özgürlüğe yönlendirilmesine yardımcı olmayı diler.
Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır
Bu tür sözler, profesörlerin ve hiciv yazarlarının kulaklarını tırmalamaktadır ve de bu fesatçılar tarafından döllenmiş düşünüşe sahip olanları sinirlendirmektedir. Bu fesatçılar, insanların ve dahi hayvanların, bitkilerin ve tüm dünyanın daimi bir ilerlemeye, en aşağı seviyeden en üst seviyeye, cehennemin en derin pisliğinden en yüksek cennete, yukarı doğru bir hareket içerisinde olduğu doktrinini yayanlardır. Ve dolayısıyla mutlakıyet, kölelik(serflik), lüks düşkünlüğü, kapitalizm, zorluk ve yozlaşma, hepsi, sosyalizme giden yolda salt ilerleme adımları ve aşamaları olarak addedilmektedir. Bu tür sözde bilimsel yanılsamaların hiçbirine bağlı değiliz. Dünyayı ve insan tarihini tümüyle farklı görüyoruz. Farklı söylüyoruz.
Ulusların kendi altın çağları, kültürlerinin zirve noktaları olduğunu ve bu doruklardan yeniden indiklerini söylüyoruz. Avrupalı ve Amerikalı halklarımızın uzun süreden beri –aşağı yukarı Amerika’nın keşfinden beri – böyle bir düşüş içerisinde olduğunu söylüyoruz.
Bir ruhun egemenliğinde oldukları zaman uluslar, kendi büyüklük dönemlerine ulaşırlar ve bu dönemleri devam ettirebilirler. Günümüzde kendilerine sosyalist diyenlerin kulağına bu da kötü gelmektedir oysa kötü değildir; daha yeni, onları, sözde materyalist tarih mefhumunun yandaşlarını Darwinci kisvelerinde bir an için gördük. Aşağıda ele alınacaktır, ancak şu an için devam etmeliyiz. Marksizm ile yolumuz üzerinde yeniden karışılacağız ve onu durdurup yüzüne ne olduğunu söyleyeceğiz: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin laneti!
Düşünürlerin, duygu ile boyun eğdirilmiş insanların, öz-farkındalıkları ve sevgileri dünyanın büyük bilgisinde yekvücut olanların, büyük muzdariplerin ruhudur; ruhtur, ulusları büyüklüğe, birliğe ve özgürlüğe yönelten. Bireylerden, insan kardeşleri ile birlikte ortak bir çabada birleşmek için icbar edici bir maddi ihtiyaç çıkmıştır. O zamanlar, toplumların toplumu, gönüllüğü birliğe dayanan komünallik oradaydı.
Biri muhtemelen şunu soracaktır, insan, tecridini (isolation) terk etmek ve önce küçük sonra büyük gruplarda yurttaşlarına katılmak için zekayı ve içgörüyü nasıl elde etmiştir?
Bu soru aptalcadır ve sadece çöküş dönemi profesörleri tarafından sorulabilir. Çünkü toplum insan kadar eskidir; birinci, verili bir gerçektir. İnsanoğlu nerede bulunursa bulunsun, sürüye, klana, kabileye ve loncalara katılmıştır. Birlikte göç etmiş, yaşamışlar ve çalışmıştır. Onlar, ortak bir ruhla bir arada kalan bireylerdi ki bu doğal ve arızı olmayan bir dürtüydü (hayvanlarda dürtü denilen de ortak ruhtur).
Ancak şu ana kadar bilinen insan tarihinde bu doğal birleştirici nitelik ve ortak ruh dürtüsü her zaman dış biçimlere (formlara) -dini semboller ve kültler, inançlar, dua ritüelleri veya benzeri şeylere- ihtiyaç duymuştur.
Bu cihetle ruh, ruhsuzlukla her zaman bağlantılı olan uluslardadır ve batıl düşüncelere sahip derin sembolik düşünüştedir. Birleştirici ruhun sıcaklığı ve sevgisi, dogmanın katı soğukluğu ile gölgelenmiştir. Sadece imgelemde açığa vurulabilen bu tür derinliklerden doğan gerçek, yalınlığın saçmalığı ile yer değiştirmiştir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir.
Bunu dış örgütlenme takip etmiştir. Kilise ve seküler dış baskı örgütleri güç kazanmış ve sürekli kötüleşmiştir: serflik, feodalizm, çeşitli departmanlar ve otoriteler, devlet.
Bu da ruhun insanlar arasında ve üzerinde ve bireylerden akan ve onları birliğe yönlendiren yakınlığın (immediacy) nihai çöküşüne yol açmıştır. Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır. Fakat ruh bir halktan –toplumsal çekişmesi, ebedi kökü olmayan, handiyse havada asılı kalmış gibi duran izole edilmiş düşünürler, şairler ve sanatçılardan- yoksundur. Bazen ruh, sanki onları kadim, unutulmuş zamanlara ait bir rüyadan ele geçirir. Sonra onlar, asil bir küçümseme jestiyle, liri bir kenara koyup trompete uzanırlar, bu ruhta halka ve gelecek nesillere konuşurlar. Tüm temerküzleri, tüm biçimleri ki kendilerinin içinde güçlü bir ıstırap ile canlıdır ve genellikle beden ve ruhun kaldırabileceğinden daha güçlü ve engin olan, haddi hesabı olmayan, renkli figürler, ritim ve armoni eylemi ve ivediliği, hepsi –dinleyin siz sanatçılar!- gelişmesi engellenmiş insanlardır, onlarda toplanan, onlarda gömülen ve onlardan yeniden doğacak olan canlı insanlardır.
Ve onlarla birlikte, diğer bireyler doğmuştur ki ruh ile ruhsuz olanın karışımı tiranları, servet biriktiricilerini, insan kiralayıcılarını, toprak hırsızlarını tecrit etmiştir. Bu tür çöküş ve geçiş zamanlarının başlarında bu insanlar, Rönesans’ta ya da Barok dönemin başlarında en şatafatlı ve ihtişamlı şekilde temsil edildiği üzere, hala merkezkaç şekilde dağılan ve fakat kısmen kendilerinde yoğunlaşan ruhun pek çok özelliğine sahiptir. Tüm güçlü iktidarlarına rağmen hala melankoli, katılık, yabancılık ve olağanüstü hayalcilik izlerini taşırlar. Bu fenomenlerin çoğu için kişi neredeyse şunu söyler: ruh benzeri bir şeyler ya da daha ziyade hayal benzeri şeyler kendilerinden daha güçlü şekilde, tecrit edilmiş kişiliğin kabının çok dar olduğu bir bağlamda yaşamaya devam eder. Ve nadiren, çok nadiren bunlardan biri kötü bir rüyadan uyanır gibi uyanır, tacını bir tarafa fırlatır ve bu insanlar için nöbet tutmak üzere Tur Dağı’nın tepesine tırmanır.
Ve bazen bir perinin beşiğinde uzun süredir beklediği karışık tabiatlar gelir; peri bunlardan Napolyon ve Ferdinand Lasalle gibi büyük bir fatih ya da büyük bir özgürlük savaşçısı, düşünce ve özgür fantezi dehası ya da büyük bir tüccar yapabilir.
Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var.
Ve kendilerine ruh zenginliği ve gücün kaçtığı tecrit edilmiş bu birkaç kişi, sadece ruhsuzlukla, yalnızlıkla ve sefaletle bırakılmış atomize ve izole pek çok kişiyle; kendisine halk denen ancak sadece yerinden edilmiş, ihanete uğramış bir yığın insan kitlesi ile yüzleşir. Yerinden edilmiş, melankolik bir gariplik içinde olanlar, kendileri hakkında hiçbir şey bilmese dahi halk-ruhunun içlerine gömüldüğü birkaç kişi olan bireylerdir. Eğer ruh ve insanlar yeniden birleşip dirilecekse, yerinden edilmiş, zorluk ve yoksulluk içinde bölünmüş olanlar, ruhun kendilerinde yeniden akması gereken kitlelerdir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir. Fakat bizde, saklı özbenliğimizde, en gizli ve derin rüya ve arzularımızda, sanatın figürlerinde, en güçlü isteğimizde, derin düşünceli iç görüde, kasıtlı eylem, aşk, umutsuzluk ve cesarette, ruhsal sıkıntı ve neşede, devrim ve birlik halinde, orada, hayat, güç ve zafer ikamet eder; ruh saklıdır ve üretilir ve güzellik ve komünallikle bir halk çıkarmak ve yaratmak istemektedir.
Sonra gelen tarihte insan ırkının en görkemli parladığı zamanlar, ruhu insanlardan yalnız bireyin derin yarıklarına ve oyuklarına sızdırma temayülünün yeni başladığı ve şimdilik çok ilerlemediği, ortak ruhun, toplumların toplumunun, ruhtan kaynaklanan pek çok birliğin birbirine bağlanmasının tam çiçeklendiği ve fakat halkın büyük ruhu ile hala doğal bir biçimde kontrol edilmesine rağmen deha insanlarının halihazırda zuhur ettiği, dolayısıyla onların büyük emeği tarafından sıradan bir biçimde korkutulmadığı, daha ziyade onları komünal yaşamın doğal bir meyvesi olarak kabul ettiği ve kutsal hislerle onlardan zevk aldığı zamanlardır. Bu cihetle, kendi yaratıcılarının isimlerini genellikle gelecek nesillere zor devrederler.
Yunan halkının Altın Çağı böyle bir zamandı; Hristiyan Orta Çağı böyle bir zamandı.
İdeal değildi; bir gerçeklikti. Ve dolayısıyla, yüce, kendiliğinden oluşan ruhanilik ile birlikte eski baskı kalıntılarını ve dışsal gaddarlık, dayatılan güç, devlet tarafından ileride yapılacak baskının başlangıcını şimdiden görüyoruz. Fakat ruh daha güçlüydü; aslında sıklıkla çöküş zamanlarında zulmün tiksindirici araçları haline gelen iktidar ve bağımlılığın bu tür kurumlarına dahi sızdı ve onları güzelleştirdi. Tarihçilerin “kölelik” dediği her şey her zaman ve tümüyle böyle değildi.
Bu bir ideal değildi çünkü ruh oradaydı. Ruh, yaşama, anlamını ve kutsallığını verir; ruh neşe, güç ve haz ile şimdiki zamanı yapar, yaratır ve ona sızar. İdeal; şimdiki zamandan, yeni olan bir şeye doğru döner. Geleceğe, daha iyi olana ve bilinmeyene özlemdir. Çöküş zamanlarından yeni bir kültüre doğru giden yoldur.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı.
Burada bir mim daha koyulmalı. Dönüm noktasına ulaşmış bu muzaffer zirve zamanlar diğer dönemlerden önce cereyan etmişti. Bu dönemler sözde ilerlemede tek bir zamanı değil, tekrar ve tekrar birbirini izleyen ve birbirine karışan halkların yükselişleri ve çöküşlerini kapsar. Bağlayıcı ruh da, doğal birbirine ait olma dürtüsüyle gönüllü temelde ortak bir yaşam da orada vardı. Fakat tüm detaylarında güzellikle ve özgün bir armonide uyumla parıldayan katedral kuleleri cennete doğru yükselmedi ve dingin sükûnet içerisindeki sıra sütunlu salonlar gökyüzünün saydam maviliğine karşı ayakta durmadı. Bunlar, daha basit gruplardı: henüz bireysel istidat ve öznellik kişilikleri, halkın temsilcileri olarak var olmamıştı; ilkel, komünist bir yaşamdı. Yüzlerce yıllık ve genellikle bin yıllık bir görece durgunluk vardı – var – . Durgunluk, duyun siz bilimsel ve liberal çağdaşlar, o zamanlar içindir, o halklar içindir ki neredeyse düne kadar kültürlerinin bir nişanesi olarak vardı. İlerleme, sizin ilerleme dediğiniz, bu aralıksız harala gürele, yenilik, yeni olduğu müddetçe yeni olan herşeyin peşindeki bu hızlı, yorucu ve sinir bozucu kısa soluklu koşu, bu ilerleme ve onunla ilişkilendirilen kalkınma uygulayıcılarının deli fikirleri ve bu delice, yerine varır varmaz hemen elveda deme alışkanlığı, bu istikrarsız ve rahatsız telaş, bu sabit kalma beceriksizliği ve bu daima hareket halinde olma arzusu, bu sözde ilerleme bizim anormal koşullarımızın, kültürümüzün bir belirtisidir. Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var. Varislerinin zaten kendileriyle olduğu ve harika gençliklerini halen onlarla geçirdikleri için pek ihtişamlı büyük dönemlere nazaran daha az şaşalı olduğu ve kendilerine daha az anıt ve mezar taşı dikildiği dönemler, neredeyse rahat denilebilecek daha uzun ve geniş bir yaşam dönemi vardır. Sihri, zorlayıcı gücü ile öz-bilince sahip ruh henüz var olmamıştı. Hristiyanlık öğretilerinde olduğu gibi dünya genelinde ayrılma ve yayılma sürecine henüz girilmemiş, insan ruhları büyüsüne henüz boyun eğmemişti. Böyle zamanlar da vardı: ve böyle insanlar da vardı ve böyle zamanlar geri dönecek.
Böyle zamanlarda ruh saklı görünmektedir. Dikkatli bir inceleme ile dahi kişi neredeyse sadece toplumsal yaşam formlarındaki ve toplumun ekonomik kurumlarındaki dışavurumları ile ruhu ayırt eder.
İnsanlar her zaman en ilk, primitif başlangıçlara, bu zamanların ilk aşamalarına, kendilerini henüz çöküşün ilk zamanlarından, ruhsuzluktan, tiranlıktan, sömürüden ve yönetimsel iktidardan, genelliklede ulusların yardımı ile korudukları zaman dönmüştür. Öyle ki bu verimli durgunluk halinde dünya üzerindeki yeni yerlere yavaş yavaş gitmişler ve buralara, genç ve sağlıklı olarak bilinmeyen mesafeden ve belirsizlik içinden gelerek girmişlerdir. Nitekim geç emperyal dönemin Romalıları ve Yunanlıları bu yenileyici banyoya dalmış ve yeniden ilkel çocuklar haline dönüşmüş, eş anlı olarak Doğudan gelen yeni ruh için uygun hale gelmiştir. İnsanoğlunun empatik gözlemcisi için sonsuz çöküşü ve sonsuz-yeniden-oluşu içerisinde erken dönem Bizans sanatı -kolaylıkla geç dönem Yunan da denilebilir- eserleri kadar dokunaklı, acı verici ve aynı zamanda neredeyse çocukça dindar imanı canlandırıcı bir şey daha neredeyse hiç yoktur. Nesiller; zarif, latif biçimcilikten ve virtüözlüğün sıkıcı soğukluğundan bu neredeyse çok fazla samimi hisse, bu çocuksu basitliğe ve cismani gerçekliği doğru algılama beceriksizliğine geçişte hangi ahlaksızlıktan ve hangi muazzam yeniden-tesis etmeden, hangi dehşetlerden ve hangi ruhsal sıkıntılardan geçti! Eğer ruh onu pislik ve acı safra olarak tükürmeseydi, göz ve elin ustalığı, sanat ve zanaatta nesilden nesile geçerdi. Bu kadar acı verici ve yine de canlandırıcı görüşte hangi umutlar, hangi derin avuntular yatar, bizim için ve herkes için bundan kim ders alır? Çünkü onlar biliyorlar: hiçbir ilerleme, teknoloji, ustalık bize kurtuluş ve iyilik getirmeyecektir. Bizim sosyalizm dediğimiz büyük dönüşüm sadece ruhtan, sadece içsel ihtiyaçlarımızdan ve içsel zenginliğimizden doğacaktır.
Fakat bizim için dünyada herhangi bir yerdeki karanlıktan hiç bu kadar uzak ve bilinmez, hiçbir sürpriz yoktur? Geçmişin hiçbir analojisi bize tümüyle uygulanamaz. Dünyanın yüzeyi bizim tarafımızdan bilinmektedir, ellerimiz onun üstündedir ve nazarımız onun çevresinde dolanmaktadır. On yıllardır ya da bin yıldır bizden hala ayrı olan halklar –Japonlar, Çinliler- ilerlememiz için, kendi durağan yaşam biçimlerini ve medeniyetimiz için kendi kültürlerini hevesle takas ediyorlar. Bu devletin diğer, daha küçük halkları Hristiyanlığımız ile ya da alkol ile yok edilmiş veya bozulmuştur. Bu sefer, yenilenme kendimizden gelmelidir, gerçi bunu yaparken bize en çok belki de yeni bir karışımın halkları – Amerikalılar gibi- eski devirlerden halklar -Ruslar, Hintliler gibi- ve belki de Çinliler faydalı olacaktır.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı. Kendilerini büyüleyen çok kuvvetli bir yanılsamanın görkemine sahip değillerdi. Fakat onlar eski büyük dönemlerin batıl, acınası, tanınamaz kalıntılarını terk ettiler. Sadece dünyevi mutluluğun peşinde koştular ve böylelikle yaşamları kurumlarına, sosyal yaşamlarına, çalışmalarına ve malların dağılımına nüfuz eden adalet ruhu ile yeniden başladı. Göksel yanılsama öncesinde dünyevi bir eylem olarak adaletin ruhu ve gönüllü birlikteliğin yaratılması, sonradan dünyevi eylemi topluma kazandıracak ve dahası onu doğal olarak ikna edici kılacaktı.
Bu sözlerle, geçmiş uzun binyılın barbarlarından mı bahsediyorum? Araplar’ın, İrokualar’ın, Grönlandlılar’ın atalarından mı bahsediyorum?
Bilmiyorum. Eski ve şimdiki sözde barbar halkların kökenleri ve değişimleri hakkında çok az şey biliyoruz. Herhangi bir teamüle ya da gerçek bir delile neredeyse hiç sahip değiliz. Sadece, barbar veya yabani olduklarını öne sürülenlere ait sözde ilkel hallerin insanlığın başlangıcı açısından asli olmadığını biliyoruz. Nitekim zihinsel kapasitelerinin ötesinde eğitim alan pek çok uzman buna inanmaktadır. Bu tür bir başlangıç bilmiyoruz. “Barbarların” kültürleri dahi bir yerlerden gelmiştir, beşeriyette derin köklere sahiptir. Belki de bizim kaçmaya çalıştığımız barbarlık gibi bir barbarlıktan gelmişlerdir.
Kendi halklarımızdan bahsediyorum; kendimizden bahsediyorum.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır. Artık bağlayıcı bir ruhun olmadığı, sadece bozulmuş kalıntıların, batıl inanç saçmalığının ve onun kaba vekili, dış güç baskısı, devletin olduğu düşüşün halkıyız. Çöküşün halkıyız ve bundan dolayı bu tür çöküşün öncüleri bu dünya yaşamının ötesine işaret edilmesini anlamlı bulmazlar, kutsal olarak inanabilecekleri ve iddia edebilecekleri hayali bir cenneti tasavvur edemezler. Bizler, sadece tek bir gerçek ruhla – komünal yaşamın dünyevi konuları ile ilgili adalet ruhuyla- tekrar yukarı çıkabilecek olan halkız. Bizler, sadece sosyalizmle kurtarılabilecek ve kültüre getirilebilecek halkız.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/2020/04/12/sosyalizme-cagri-gustav-landauer-4/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.08.22 12:09 NewsJungle Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı mülteciler için son tarihini uzattı

Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı Suriyeli mültecilerin kentten iki ay ayrılmalarının son tarihini uzattı.
Türkiye'nin diğer şehirlerinde kayıtlı Suriyeli mültecilerin yanı sıra, hiç kayıtlı olmayan mültecilerin ülkenin en büyük kentini terk etmeleri için son tarih 20 Ağustos'ta sona ermişti.
“Suriyeli mültecileri ülke genelinde dengeli bir şekilde yaymaya çalıştık. Her şehir belli bir kapasiteye sahiptir. Halen 540.000'den fazla Suriyelinin İstanbul'da kalma hakkı var. Bu sayıdan daha fazlasını tutamıyoruz; düzenlememiz gerek ”dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 21 Ağustos'ta bir grup dış medya temsilcisine söyledi.
Halihazırda İstanbul'daki okullara kayıtlı 1600 öğrencinin ailesi, yasal çalışma izni olanların yanı sıra sağlık meseleleri gibi belirli insancıl alibileri olan kişiler bu karardan muaf tutulmaktadır.
Benzer bir süreç Ankara'da başlamış ve kapasitelerinden daha fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Bursa'da başlayacaktır.
Soylu, Türkiye'nin mülteci politikasının temel ilkeleri değişmedi ve hiçbir mültecinin zorla sınır dışı edildiğine dair bir soru bulunmadığını söyledi.
Soylu'ya göre, geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin sayısı 3.649 milyon, geri dönenlerin sayısı ise 347.000'e ulaştı. 2017'de 175.000 düzensiz mülteci yakalanırken, bu sayının bu yıl sonuna kadar 305.000'e ulaşması bekleniyor.
Soylu, hükümetin amacını herkesi kayıt altında tutmak olduğunu söyledi. Türkiye’nin açık kapı politikası devam ediyor, dedi. 2017'de yaklaşık 485.000 yeni kayıt yapıldı, 2018'de bu sayı 280.000 idi. “Bu yıl 70.000 yeni kayıt var. Başka bir deyişle, akış devam ediyor. Ancak Suriye'deki iki askeri operasyon sayesinde güvenli bölgeler yarattığımız için gönüllü geri dönüşler de var ”dedi.
Ancak, kayıt dışı ekonomisi açısından mülteciler için cazip olan kentte aşırı bir sıkıntı yaşanmaması için İstanbul'a yeni kayıtlar durduruldu. Soylu, “İstanbul gayrı resmi çalışmalar nedeniyle neden cazip, kayıt dışı istihdama karşı mücadele etmeliyiz” dedi.
Şimdiye kadar 102.000 Suriyeliye Türk vatandaşlığı verilmiştir. Soylu, Suriyelilerin yüzde 70'inin ülkesine geri dönmek istediklerini söylerken, birçoğunun Türkiye'de yaşamlarının geri kalanında ne kalacağı konusunda bir tahminde bulunmadığını belirtti.
İçişleri bakanı, göç, terör ve uyuşturucu yollarının bir araya geldiğini ve bu yolların hem hedefinin hem de hedefinin Türkiye olduğunu belirtti.
Bakan, Batılı ülkeleri mülteci sorununun gerçek sebeplerine kayıtsız kaldıkları için suçladı ve onları giden göçün ana kaynağı olan bölgelerde refah ve istikrarı geliştirmek için harekete geçmeye çağırdı. Batı’nın mültecileri sınırlardan uzak tutma politikası sürdürülebilir değil. Türkiye’nin göç konusunda en üst düzey yöneticilerine göre, Avrupa’nın 2018’de nispeten kolay bir yıl geçirmesine rağmen, mültecilerin gelişi bakımından bu eğilimin devam edeceğine dair bir garanti yok.
"Belediye Başkanları" nın kaldırılması yasal
Halk Demokrasi Partisi (HDP) 'nin terör örgütünü destekleme soruşturması yapan adayları aday göstermesi, devlete, yasaya ve demokrasiye açık bir meydan okuma olduğunu söyledi. Soylu, üç belediye başkanını Ağustos ayındaki görevden alma kararıyla ilgili olduğunu söyledi. 0,19.
Soylu, “Amacımız demokrasinin kötüye kullanımını önlemek” dedi.
Güneydoğudaki Diyarbakır ve Mardin belediye başkanları illeri ve Doğu Van ili - Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve 31 Mart yerel seçimlerinde ezici çoğunluklarla seçilen Bedia Özgökçe Ertan ilçeleri askıya alındı.
Soylu, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), soruşturma altında olan ancak kesin bir mahkumiyet olmadan aday gösterilmesini kabul edebilir, dedi. Soylu, Anayasa’nın 127. Maddesinde ise terör eylemleriyle ilgili soruşturma sürdüğü sırada belediye başkanını askıya alma yetkisini verdi. “Suç faaliyetleri varsa, yasal işlemin bitmesini beklerken bu faaliyetlere göz yumar mıyız? Bu önleyici bir önlem olarak alınmaktadır ”dedi Soylu.
Bakan, kararın belediyeler yasasının 45. ve 47. maddelerine uygun olarak alındığını savundu.
Cumhurbaşkanı, İspanyol mahkemelerinin Bask ve Katalan siyasetçilerine karşı örneklerini göstererek, kararın uluslararası normlara da uygun olduğunu söyledi.
“Ahmet Türk'ün (Mardin belediye başkanı), (önceki belediye başkanlığından) askıya alındığı bilgisine rağmen, kendisi hakkında yedi ayrı soruşturma olmasına rağmen; Yine aday olarak aday gösterildi. Mesaj açıktır: bu devlete, yasaya meydan okumaktır ”dedi.
“Demokrasi bir Truva atı değil. HDP demokratik süreçleri kışkırtır ”dedi.
İçişleri bakanı, hükümetin önceki yıllara karşı çıkan "belediye başkanları" olarak atandığını söyledi.
İçişleri bakanı, hükümetin “ombudsman” teriminin önceki kullanımına itiraz eden “belediye başkanları” atadığını söyledi.
Soylu, bölgedeki yaşamın her zamanki gibi devam ettiğini ve “Neden insanlar sokağa çıkmadı?” Dedi. Çünkü hepsi biliyorlar ki (askıya alınmış belediye başkanları) terör örgütü ile işbirliği yapıyorlar. ”
Soylu ayrıca, bu belediye başkanlarının 31 Mart seçimlerinde oyların büyük çoğunluğunu niçin aldıkları konusunda da kendisi sorusunu gündeme getirdi.
“İstanbul'da Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarını onaylamayan insanlar olduğu gibi, Güneydoğu'da da bize oy vermek istemeyen benzer insanlar var. Alternatif olmadığından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bölgede bulunmadığından HDP'ye oy veriyorlar. HDP'ye oy veren herkesin (yasadışı) PKK ideolojisini desteklediğini iddia edemeyiz. ”
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2018.09.11 13:43 ismailozkul Paslanmaz korkuluk kışa girerken yapılması gerekenler

Paslanmaz korkuluk
Kışa girerken yapılması gerekenler
Paslanmaz korkuluk ürünlerinin yapımı ve bakımı için son haftalara girdik diyebilir miyiz ? Malum kış geliyor.

Bunu yazarken, bir kez daha ofis penceresinden bakıyorum yağmur yağıyor, ama herkes yaklaşmakta olan kışa doğru bakıyor gibi görünüyor. İnsanlar kış planlamasını yapıyor. Bu kış ve yaz balkonlarınızda hayat hayal ediyorsanız, şimdi yaptırmak için önceden planlama zamanı.

Korkuluk yaptırmadan önce, balkon, merdiven ve etrafınızda, ele alınması gereken sorunlu noktalar aramalısınız. Yapılacak yer alt tarafını da denetlemeyi unutmamak çok önemlidir, en tehlikeli hasar genellikle burada olur. Kontrolleri yaparken, dışarı çıkmış çürük, küf, çivi veya vidalar, gevşek korkuluklar ve gizlenen herhangi bir başka tehlikeye göz atın.

Korkulukların bakımı ve düzgün olmasını sağlamanın ötesinde, sizin ve aileniz için büyük bir tehlike olabilir. Çürüyen yada deforme olan alanlar genelde bağlandığı yerdir. Bu alan önemli hasarlar gösteriyorsa, bir profesyonelin aranma zamanı olabilir. Her yıl binalardan ayrılan parçalar yüzünden birçok yaralanmalara ve hatta bazı ölümlere neden olmaktadır. Çürümeyi bulmak için ortak bir yer olan bir diğer alan, parçaların yere değdiği yerdir. Merdiven kirişlerine ve zemin direklerine fazladan dikkat edilmelidir.

Çürüme nedeniyle önemli bir hasar buluyorsanız, korkulukların değiştirilmesinin gerekip gerekmediğini merak ediyor olabilirsiniz. Önemli yapısal hasarlar varsa, korkulukların paslanmaz korkuluk yapılması gerekebilir. Öncelikle, eğer korkuluk direkleri yamuk veya gevşekse, daha büyük bir sorunun işareti olabilir. İkincisi, çerçeve elemanlarına tutturmaya çalıştığınızda tutmayan noktalar, korkuluk ana yapısının “son kullanma tarihini” aştığının bir başka işaretidir. Oysa paslanmaz korkuluk ürünlerinde böyle sorunlar yoktur. Elbette şüphesiz bir profesyonelin, dış yaşam alanınızın geleceği ile ilgili bir teftiş ve öneride bulunmasını isteyin ve Kar paslanmaz korkuluk konusunda uzmanlığı ile sizinle iletişim kursun.

Korkulukların korkunç bir ölüm tuzağı olmadığını varsayarsak, listedeki bir sonraki şey temizlik olabilir. Bu adımı atlamak isteyebilirsiniz, ancak kapsamlı bir temizlik, çürümenin ve küflenmenin ilk etapta bir problem haline gelmesini önleyecektir. Yapmanız gereken ilk şey, korkuluk öğeleri sürüklememeniz ve ek hasarlara yol açmamasını sağlamak için dikkat etmenizdir. Bundan sonra, sert bir kılçıklı süpürge kullanarak, mümkün olduğunca çok kir, toz, yaprak ve döküntü temizleyin. Çabalarınızı kenarlar, köşeler ve başka bir yerde biriktirdiğinizden emin olun. Korkuluklarınıza veya çevre düzenlemenize zarar verebilecek çamaşır suyu veya diğer kostik sıvıları kullanmaktan kaçının. Soda Kristalleri “çevre dostu” bir seçenek olarak popülerlik kazanıyor. Bir kez daha, imalat talimatlarını takip ettiğinizden emin olun.

Korkuluklarınızın güvenli ve temiz olduğunda, şimdi “leke ya da leke bırakmama” sorusunu düşünmenin zamanı geldi. Endüstri profesyonelleri her yıl bir buçuk yıldan üç yıla kadar yeniden lekelenmeyi öneriyorlar. Bu, korkulukların aldığı doğrudan güneş ışığına ve neme bağlıdır. Doğrudan UV ışınlarına daha fazla maruz kalma, güvertenizi daha sık alır ve bunu lekelemeniz gerekecektir. Çok uzun süre beklerseniz, hasar görmenize, kuru ve çatlamış tahtalara yol açabilir ve daha sonra değiştirmeniz gerekecektir.

Tüm bu ipuçlarını takip ederseniz, paslanmaz korkuluk ve cam korkuluk ürünlerinde kaliteye ulaşırsınız. Hangi sırayla size paradan tasarruf edeceksiniz. Daha da önemlisi, hava güzel olduğunda arkadaşlarınız ve ailenizle vakit geçirmek için güvenli ve güzel bir yere sahip olacaksınız. Çalışmalar başlasın!
Paslanmaz korkuluk Bayrak direği Cam korkuluk
Bayrak direği : http://www.paslanmazbayrakdiregi.com.t
Kar paslanmaz : https://www.karpaslanmaz.com/
Paslanmaz korkuluk : https://www.karpaslanmaz.com/paslanmaz-korkuluk/
Cam korkuluk : https://www.karpaslanmaz.com/cam-korkuluk/
Paslanmaz cam alüminyum korkuluk :https://www.karpaslanmaz.com/paslanmaz-cam-aluminyum-korkuluk/
Paslanmaz saçak sundurma : https://www.karpaslanmaz.com/sacak-ve-sundurma/
Abdesthane şadırvan cami oturağı : https://www.karpaslanmaz.com/abdesthane-sadirvan-oturagi/
Paslanmaz galvaniz bayrak direği : https://www.karpaslanmaz.com/paslanmaz-galvaniz-bayrak-diregi/
submitted by ismailozkul to u/ismailozkul [link] [comments]


Tarihini Değiştir, Talihin Değişsin - Baştan Yarat kalma 1 2 3 .first 3 kallimas By Abid Raja - YouTube Pehla Kalma  Kalma Tayyaba  Ramdan Kareem  Islamic ... Tarihi Baştan Yazdıran Göbekli Tepe Tapınağı 2 Kalma By Pastor Waseem Khokhar Chohta Kalma  Kalma Tauheed - Qari Mohsin Qadri  ARY Qtv ... 2nd kalma shahadat  Dosra kalma for kidssecond kalma ... 4 kalma - YouTube Kalma 1,2,3,4,5,6 Geride Kalanlar (ay film) - YouTube

  1. Tarihini Değiştir, Talihin Değişsin - Baştan Yarat
  2. kalma 1 2 3 .first 3 kallimas By Abid Raja - YouTube
  3. Pehla Kalma Kalma Tayyaba Ramdan Kareem Islamic ...
  4. Tarihi Baştan Yazdıran Göbekli Tepe Tapınağı
  5. 2 Kalma By Pastor Waseem Khokhar
  6. Chohta Kalma Kalma Tauheed - Qari Mohsin Qadri ARY Qtv ...
  7. 2nd kalma shahadat Dosra kalma for kidssecond kalma ...
  8. 4 kalma - YouTube
  9. Kalma 1,2,3,4,5,6
  10. Geride Kalanlar (ay film) - YouTube

Subscribe for more new Islamic Videos..... https://www.youtube.com/channel/UCA1cspHKvmTtZ4YYPcN_Q1g Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Dünya kargaşa ve felakete sürüklenirken bir anda milyonlarca insan yer yüzünden sonsuza kadar silinir. Bu devasa felaketten kurtulmayı başaran fakat bir avuç... Göbekli Tepe:İnsanlık tarihini baştan yazdıracak kadar önemli olan,keşfiyle dünya çapında bir etki yaratan, M.Ö 12000 yılından kalma,dünyanın ilk tapınağı Göbekli Tepe videomuz ... 1,2,3,4,5,6,Kalma kalima in arabic english urdu first 3 kallimas 1 kalma By Pastor Waseem Khokhar - Duration: 50:45. LEM Pakistan 25,510 views. 50:45. 50+ videos Play all Mix - 2 Kalma By Pastor Waseem Khokhar YouTube; Perry ... To Watch More Click Here: http://aryqtv.tv Android App: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.aryservices.qtv&hl=en Ios: https://itunes.apple.com... The second kalima is called the shahadat or ‘bearing witness to faith’. This encompasses the central doctrine of Tawheed in Islam. The Tawheed is the belief ... kalma 1 2 3 .first 3 kallimas By Abid Raja - Duration: 3:23. Abid Raja 18,455 views. 3:23. First Kalima (Tayyab) The Word of Purity - Duration: 3:53. Urdu Islam Academy 645,986 views. Tarihini Değiştir, Talihin Değişsin'in ikinci videosu Baştan Yarat ile serimize devam ediyoruz. Videolardan haberdar olmak için kanala abone olmayı ve zil işaretini açmayı unutma ...